Serçoban

Şeyh Safiyüddin Mahmut’un, hal ve hareketlerindeki sadeliği ile tanınan ve çobanlık ile geçimini sağlayan bir kardeşi vardır. Zamanla Amasya’nın bir mahallesi haline gelmiş olan Karasenir Köyüne yerleşen Serçoban, bir gün ayakkabıcılık yapan ağabeyi İğneci Baba’yı ziyarete gelir. Beraberinde de koyunlarından sağdığı sütü bir mendiline çıkılayıp hediye olarak getirmiştir. Amacı, bu sütün mendilden sızmadığını göstermektir. Serçoban mendilini kunduracı dükkanının duvarındaki bir çiviye asar. Bu sırada İğneci Baba dükkanında bir bayanın ayak ölçüsünü almaktadır. Serçoban, bayanın topuklarını görererek, “ne kadar da güzel” diye aklından geçirdiğinde, çiviye asılan mendilden süt yavaş yavaş damlamaya başlar.

İğneci Baba, kardeşinin niyetinde bozulmalar olduğunu sezer ama, hiç birşey belli etmez. Bayan ayak ölçüsünü verip dükkandan ayrılınca, İğnecibaba, kardeşi Serçoban’a, “Keramet dağ başında ermekte değil, keramet burada, çıkındaki sütü damlatmamakta”, der.

Bu menkıbenin aynısı, Merzifon’da medfun bulunan Piri Baba ile kardeşi Çoban Baba hakkında da anlatılır.

Serçoban, bir gün dağda sürülerini otlatırken kaçan bir oğlağı yakalamak ister. Serçoban kovalar, oğlak kaçar. İyice yorulan Serçoban, "Seni yakaladığımda keseceğim", der. Sonunda yakaladığı oğlağı sözünü yerine getirmek için tam kesmek üzere iken, onun mahzun ve etkileyici bakışları ile karşılaşır ve duygulanır. “ Beni de çok yordun mübarek ”, der ve yakaladığı oğlağı serbest bırakır.

Serçoban öldüğünde, sürüdeki hayvanların her biri ağaca dönüşür ve bir orman oluşur. Mezarının bulunduğu mevki kendi adı ile anılır ve adak ve mesire yeri olarak ziyaret edilir. Yöre insanı oradaki ağaçları kesmenin kendilerine kötülük getireceğine inanır.

Serçoban, bu yönüyle Amasya’dan çok da uzakta olmayan Çorum-Osmancık’taki Koyun Baba menkıbesini hatırlatır. ”Baba Hazretleri Osmancık’ta Adatepe eteklerinde koyun güdermiş. Bir gün sürüden bir koyun kaçar. Baba Hazretleri de peşinden koşar, fakat bir türlü tutamaz. Koyun önde, Baba peşinde Adatepeyi dokuz defa dolaşırlar. Sonunda ikisinin de kuvveti tükenir, yorgun düşerler. Baba, “Ya mübarek! Ben yoruldum amma beni de Eyüp Aleyhisselam sabrına nail ettin”, diyerek koyunu kucaklayıp gözlerinden öper. Menkıbevi kişiliğinin dışında, Serçoban’ın, kardeşi kabul edilen İğneci Baba’dan yaklaşık 150 yıl önce yaşamış ilim erbabı bir zat olduğu da anlatılır. Öğrenimini Tebriz’de Hz. Hüseyin soyundan gelen Şeyh Taceddin vasıtasıyla tamamlayan İbrahim çıkmış olduğu yolculuğun sonunda gün gelir Amasya’ya yerleşir. Burada hocalık yaparak halk ve devlet adamları nezdinde itibar görür. Anadolu Moğol valisinin gözünden düşerek Karasenir Köyü civarına çekilir ve burada çobanlıkla geçimini sağlar. Gazan Han döneminde tekrar eski itibarına kavuşur. Türbesi 1878’de Karasenirli Hasan Paşa tarafından yaptırılırsa da 2001’de Amasya Belediyesi tarafından çevre düzenlemesi ile birlikte yenilenir.

-Evliyalar Şehri Amasya'dan-

1 yorum:

Abdullah KAYA dedi ki...

Çocukluğumuzda ziyaretine gittiğimiz aynı zamanda mesire olarak da kullanılan geniş bir alana sahip Yüce Makam...

Ağaçları ile meşhur..(Ağaçların kesilmesi insana sıkıntılar verir hikayesi dilden dile gönülden gönüle anlatılır.)

İşte mesele odur ki sende gel gönül incitmeyenlerden ol...

Sevgi, şefkat ve dualarla.

Amasyalı Abdullah KAYA
Şair, Mutasavvıf